<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadıköy Gazetesi &#187; M. Nazım TELLİ</title>
	<atom:link href="http://www.kadikoygazetesi.com/author/mnazimtelli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadikoygazetesi.com</link>
	<description>Yaşayan Kadıköy&#039;ün Nabzı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 11:52:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kim bilir ne halt etti?</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/7049-kim-bilir-ne-halt-etti/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/7049-kim-bilir-ne-halt-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 07:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=7049</guid>
		<description><![CDATA[Bu günkü yazım, bir hikaye. Hikayenin ne kadarı doğru bilmiyorum. Verdiği dersi de siz okuyucularıma bırakıyorum.&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu günkü yazım, bir hikaye. Hikayenin ne kadarı doğru bilmiyorum. Verdiği dersi de siz okuyucularıma bırakıyorum. Hikaye göre: Bursa&#8217; da bir Müslüman, Arap Şükrü Köyünde bir çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: &#8220;Her kula helâl, Müslüman&#8217;a haram!&#8221;</p>
<p>Bursa başkent, tabii. Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye. Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. &#8220;Bu nasıl fitnedir, dinî İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman&#8217;a yasakla! Bu olacak iş midir”diye çıkışmışlar adama.</p>
<p>Adam: &#8211; &#8220;Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır&#8230;&#8221;</p>
<p>Dedikçe kadı kızmış: &#8211; &#8220;Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!&#8221; demiş. Demiş ama bir yandan da merak edermiş: Nedir gerekçen?&#8221; diye sormuş.</p>
<p>Adam: &#8211; &#8220;Bir tek Sultan&#8217;a derim&#8230;&#8221; diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan&#8217;a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama yine de</p>
<p>de bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman&#8217;a haram yazarsın?”</p>
<p>Adam, başı önünde konuşmuş. &#8220;Delilim vardır, lâkin ispat ister.&#8221;</p>
<p>Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?&#8221; O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım.</p>
<p>Sultanım, herhangi bir havradan   bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak&#8230;&#8221;</p>
<p>Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Musevîler, &#8220;ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim&#8230;&#8221; Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam &#8220;Sultanım, artık bırakmak zamanıdır&#8221; demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu. Bu sefer Sultan&#8217;a teşekkürler, hediyeler&#8230;</p>
<p>Az zaman geçmiş ki, adam:  &#8220;Aynı işi kiliseden bir papaz için yaptırınız Sultanım&#8221; demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininde aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar&#8230; Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine.</p>
<p>Sultan: &#8211; &#8220;Bitti mi ?&#8221; demiş adama.</p>
<p>Sultanım son bir iş kaldı. Sonra hüküm zamanıdır. İzninizle&#8221; demiş.</p>
<p>Şimdi nedir isteğin ?&#8221; Efendim, payitahtımız Bursa&#8217;nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden. Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Cami İmamını cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler. Ve ne olmuş bilin bakalım?</p>
<p>Bir Allah&#8217;ın kulu çıkıp da, &#8220;Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz&#8221;, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran bile olmamış.</p>
<p>Geçmiş bir hafta, &#8220;Nerede imam&#8221; diye gelen-giden yok! Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine. Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için: “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik. Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi. Vah vaah! Acırım arkasında kıldığım namazlara. Sorma, sorma.&#8221;</p>
<p>Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş: &#8211; &#8221; Eee, ne olacak şimdi?</p>
<p>Adam: &#8220;Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan. &#8220;Haklısın&#8221; demiş padişah.</p>
<p>Adam başı önünde konuşmuş. Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlar&#8217;a su helâl edilir mi?&#8221;</p>
<p>Bursa&#8217;da geçen dünkü hikaye bu. Peki ya bugün?</p>
<p>Herkes kendi işinin, kendi aşının peşinde. Ne komşu, ne yetim, düşkün ve düşmüşü bilen, soran ve sorgulayan sadece üç beş kişi.</p>
<p>M. Nazım Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/7049-kim-bilir-ne-halt-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehit: 120</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/6788-sehit-120/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/6788-sehit-120/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 07:11:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=6788</guid>
		<description><![CDATA[Hürriyet gazetesinde bir karikatür!
23 Haziran  2010 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan Latif imzalı karikatürde; şehirlerarası bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hürriyet gazetesinde bir karikatür!</strong><br />
23 Haziran  2010 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan Latif imzalı karikatürde; şehirlerarası bir yol; yol üzerinde iki araç ve bir tabela var. Araçlardan biri otobüs, diğeri taksi! Yol kenarındaki tabelada ise, üç satırdan ibaret bir yazı yer alıyor: &#8220;Muğla, Nüfus: 715.300, Rakım:625, Şehit:120&#8243;<br />
 <br />
Karikatürden anladığımıza göre, 715.300 kişinin yaşadığı Muğla, teröre 120 şehit vermiş.<br />
Terör nedir, terörist kimdir? Terörist, kardeş kavgası çıkartarak birlik ve dirliği bozup, ülkeyi bölerek parçalamak için silahlı eylem yapan kişi ve/veya kişiler! 120 Muğlalı ise, sade birer vatandaş. Ne terörle, ne de teröristle ilgili! Muğlalı, ne terörü, ne de teröristi tanır. Suçu ne?  Yok!Yalnız Muğla’nın değil, 26 yılda ölen  ne 6 bin 657 güvenlik mensubunun, ne de 5 bin 687 sivilin terörle ilgisi yok!<br />
 <br />
Bir ülke düşününüz ki: Kuvvet komutanı yargı önünde! Bir ülke düşününüz ki, ordu komutanı içeride! Rektörü, dekanı, öğretim üyesi tutuklu! Gazete sahibi, köşe yazarı, darbeci! Bir ülke düşününüz ki, siyasetçisi, sendikacısı tutuklu! Eski milletvekili ve belediye başkanıysa, aranıyor! Suç? Darbe planı yapmak, darbe yapmak amacıyla bir araya gelmek, darbecilere para sağlamak.!..<br />
 <br />
Ancak gazete haberlerine göre, göz altına alınan 26 Balyozcu&#8217;dan, 14&#8242;ü serbest bırakılmış. 12 Balyozcu da daha önce serbest kaldığına göre, Balyoz operasyonunda tutuklu kalan, 3 kişi! Şimdi soralım: Balyoz operasyonu ile tutukladığınız 26  kişi serbestse, dün niye tutuklandılar? Yok, bunlar suçluysa, şimdi niçin serbest bırakıldılar? Bunlar kimi kurşunlamış, kime bomba atmıştı? Nerede bubi tuzağı kurmuş, hangi karakola keleş ile baskın yapmıştı?<br />
 <br />
Ya da şöyle soralım:2003&#8242;de 94 şehit, 2004&#8242;de 103 şehit, 2005&#8242;te 135 şehit, 2006&#8242;da 149 şehit, 2007&#8242;de 183 şehit, 2008&#8242;de 222 şehit, 2009&#8242;da 135 şehit, sauna çetesinin eseri mi, Ergenekon sanıklarının eseri mi? 2001 de 0 şehit, 2002&#8242;de 5 şehit veren ülke, son üç ayda nasıl olup ta 60 şehit verdi? Bunca asker, öğretim üyesi, gazeteci, eski vekil ve belediye başkanı niye tutuklandı?<br />
 <br />
Bir ülke düşünün ki: Bir yanda;  Anayasa mahkemesi başkanı dinleniyor. Cumhuriyet savcısı göz altına alınıyor. Askerin en mahrem sırları gazete sütunlarına taşınıyor. Terörü önlemek için özel olarak yetiştirilen Özel Harekatçılar, tasfiye edilip, kurucusu içeri tıkılıp suçlanıyor. Öbür yanda ise; teröristler, üzerlerinde gerilla elbisesi, ellerinde bölücü başının poster ve bayrağı ile elini kolunu sallayarak gezebiliyorsa, terörün artması kaçınılmazdır.<br />
 <br />
Nitekim 26 yılda 6 bin 653 asker, polis ve korucunun şehit oldu. 5 bin 687 sivil öldürüldü. ve bir o kadar kişi de yaralandı. Ya diğerleri? Onlar da bizim insanımız değiller miydi? 40 bini dağdakiler olmak üzere toplam 63 bin kişinin hesabını kim verecek?<br />
 <br />
Hani “Kürt açılımı”? Kaç kürt iş ve aş sahibi oldu? Ya Alevi çalştayı? O ne oldu? Kaç Alevi işe girip evine sıcak yemek götürdü? Ya Romanlar? Romanlar için yeni fabrikalar mı açtık, yeni evler mi yaptık? Hayır, hiç bir şey yapmayıp, vatandaşı oyalayarak ülkeyi gerdik.<br />
 <br />
Uzun lafın kısası; biz cambaza baktık. İş ve aşımız kayboldu. Terör ve teröristse, işin bahanesi! Yanlışım varsa söyleyin.<br />
 <br />
Mustafa N. Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/6788-sehit-120/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Öğretmenler kendilerini yönetemiyor.”</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/6706-%e2%80%9cogretmenler-kendilerini-yonetemiyor-%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/6706-%e2%80%9cogretmenler-kendilerini-yonetemiyor-%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:46:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=6706</guid>
		<description><![CDATA[Basında yer alan bir habere göre “Okullara, özel sektörden müdür atanacakmış”.
Yani öğretmenler, kendi kendilerini yönetemiyor,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Basında yer alan bir habere göre “Okullara, özel sektörden müdür atanacakmış”.</p>
<p>Yani öğretmenler, kendi kendilerini yönetemiyor, onları yönetmek için özel sektörden müdür ataması yapılacak. Yok, efendim öyle değil. Ya nasıl? Hani başarısız okullar var ya,onlara özel sektörden müdür atanacak.</p>
<p>Yani iki tip okul var. Başarılı okullar, başarısız okullar! Başarılı okullara bir şey yok. Hani o başarısız okullar var ya,onların müdürlerini alıp, oraya, özel sektörde başarılı olmuş yöneticiler gelecek. Ne güzel, değil mi? Müdürler değişecek ve tüm okullarımız başarılı olacak.</p>
<p>SBS’ ye giren 1 milyon 15 bin öğrenci Anadolu Lisesine, ÖSS’ye giren 1 milyon 500 bin öğrenci üniversiteye girip, istediği bölümde okuyacak. Öyle mi?  Ne güzel! Fakat kafalarda ki soru, şu: Bir okul başarılı iken, diğer okul neden başarısız? Başarısızlığın kaynağı okul müdürü mü? Müdürü alıp, özel sektörden birini getirince, bu okul başarılı mı olacak ?Ayrıca, 1 milyon 500 öğrenci, kapasitesi 250 bin olan üniversiteye nasıl sığacak?</p>
<p>Mesela, geniş bir bahçesi, içinde spor salonu, kütüphane, fen ve teknoloji sınıfları, konferans salonu ve kadrolu öğretmeni olan bir okulla, adım atacak kadar bahçesi bile olmayan bir okulu karşılaştıralım. Pendik’te Pendik Lisesi ile Kurtköy Ticaret Meslek Lisesi aynı imkânlara mı sahip? Kartal’da Süleyman Demirel Lisesi ile Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesinde aynı alt yapı mı var? Tuzla Endüstri Meslek Lisesi ile Samandıra Endüstri Meslek Lisesinin öğrencileri, aynı mı?</p>
<p>Bir tarafta devasa bir bahçe, diğer tarafta nefes bile alınamayacak kadar küçük bir bahçe!</p>
<p>Bir tarafta olimpik ölçülerde spor salonu, diğer tarafta tebeşirle çizilmiş voleybol sahası!</p>
<p>Bir tarafta 500 kişilik konferans salonu, diğer tarafta sınıftan bozma 40 kişilik salon!</p>
<p>Bir tarafta ilçe kütüphanesi ölçülerinde kütüphane, diğer tarafta yer yokluğundan dolaplar içine tıkılmış kitaplar! Bir tarafta laboratuar üstüne laboratuar, diğer tarafta küçücük bir odaya sıkıştırılmış 20 bilgisayar! Bir tarafta her yıl milyonlarca lira akıtılan okul, diğer tarafta vatandaşın bağışı ile yaşam savaşı veren okul!</p>
<p>Şimdi tekrar soralım. Varlık içinde yüzen bir okulla, yaşam savaşı veren okul! Bu okullardan aynı başarıyı bekleyebilir miyiz?</p>
<p>Okulun birine sınavla öğrenci alıp, çalışkan ve zeki çocukları koy, başlarına sınavla alınmış seçkin öğretmenleri ver. Her yerde 6 saat ders yaparken bu çocuklara 8 saat ders yap, sonrada biri başarılı diğeri başarısız de! Bu okullardan biri başarılı, diğeri başarısızsa fark müdürlerden değil, işte bu uygulamalardan kaynaklanıyor. Çözümse, tüm okulları eşitlemektir. Aynı bina, aynı donanım, aynı öğretmen, aynı öğrenci ve aynı müfredat&#8230; </p>
<p>Üstelik madem özel sektörde başarılı yöneticiler var. Batan fabrikalar niye battı? İşçimiz niçin işsiz ve ekmeksiz kaldı?</p>
<p>Eğitim, öğretmen işidir. Öğretmense mesleki bilgi ve beceri ile donatılmış, formasyon sahibi kişidir.. Nasıl ki öğretmen, doktorluk yapamaz, inşaat mühendisi avukat olamaz ise, öğretmenlik dışından gelen biri de, başarılı bir okul müdürü olamaz.</p>
<p>İşin doğrusu ise, öğretmeni yetiştirmektir. Öğretmenlik, müdür yardımcılığı, müdür başyardımcılığı görevlerinde pişerek başarılı olan öğretmenleri, eğitim yöneticiliği akademisinde yetiştirmektir.</p>
<p>Mustafa N. Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/6706-%e2%80%9cogretmenler-kendilerini-yonetemiyor-%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KÖTÜ  KARNE</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/6520-kotu-karne/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/6520-kotu-karne/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 09:19:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=6520</guid>
		<description><![CDATA[Kötü  karne dünyanın sonu değil, yanlışlar doğruların habercisidir.
İlköğretim okulları ve Liselerde okuyan 15 milyon öğrenci&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"><strong>Kötü  karne dünyanın sonu değil, yanlışlar doğruların habercisidir.</strong></span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">İlköğretim okulları ve Liselerde okuyan 15 milyon öğrenci zorlu bir maratonu geride bırakarak tatile çıkıyorlar.  </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Öğretmeni dinleyip, derslerini günü gününe yapan öğrenciler, ellerindeki takdir ve teşekkür  belgelerini bir sağa bir sola sallayarak evlerinin yolunu tutacaklar.  Nara atanlar… Cep telefonuna sarılanlar.  </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Peki ya başarısız öğrenciler&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Onlar!&#8230; Bir kaç gündür, demir kafesin içinde dişleri sökülüp, tırnakları kesilmiş aslan misali süt dökmüş kedi. Mahcup ve mahsur&#8230; ‘Ailemin yüzüne nasıl bakarım, çevremdekiler bana ne der?’ </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Sayın veliler! İyi bir gelir kaynağınız var.  Evinizde huzur ve mutluluğu yakaladınız mı?  Çocuğunuza güveniyor, onun duygu ve düşüncelerine itibar ediyor musunuz? Haklı isteklerini dikkate almış, beş çayını ikram eden kızınıza “Aferin kızım. Ne kadar düşüncelisin” diyerek  takdir ve teşvik etmiş miydiniz? Ya da kardeşiyle kendi harçlığını paylaşan oğlunuza; “”ferin oğlum seninle gurur duyuyorum” demişseniz sizi kutluyorum. Örnek bir ailesiniz, çocuklarınız da başarılı çocuklar </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Ya; “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” anlayışıyla çocuklarını okula gönderen veliler; bu velilerin çocuklarının başarılı olması mümkün mü?  Bizim bu çocuklardan başarı beklemeğe hakkımız var mı?</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Hangi çocuk kırık not almak, ya da  sınıfta kalmak için okula gider? Siz, siz !&#8230; Çocuğunuzu okula yazdırdınız, araç ve gereçlerini zamanında temin ettiniz mi? Güzelce giydirip, doyurdunuz, yeterli miktarda haftalığını verdiniz mi? Akşam eve geldiğinizde; “Bu gün ne yaptınız oğlum”, “Bu gün ne yaptınız kızım?” dediniz mi? Ara sıra okuluna kadar giderek, öğretmenleriyle ve okul yönetimiyle görüştünüz mü? </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Hayır… Hayır…. Çocuklar çalışmadı. Biz de onlarla ilgilenmedik…  Anne ve babalar, teyze ve dayılar&#8230;  Zayıf not getirmesi muhtemel çocuk için aldığınız hiçbir tedbir yoksa suçu öğrencide, öğretmende ya da sistemde arayı bırakın. Aynaya bakıp, ben nerde hata yaptım diyerek hafızanızı yoklayınız.  </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Sayın veliler!  Zayıfı  olanda, zayıfı olmayan da bizim çocuklarımızdır. Ve çocuklar bizim en değerli varlıklarımızdır.  Lütfen, onlara anlayış ve hoşgörü ile yaklaşın. Zira kaybolan bir yılı her zaman telafi edebiliriz. Kaybolan çocuğumuzu ise asla telafi edemeyiz. </span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Gençler ! Hepimiz yanlış ve hata yapabiliriz. Keşke yapmasak ama yapmışız işte. Yaptık ama asıl olan, doğruyu bulmaktır. Doğruda birbirimize sımsıkı sarılmaktır. Gönlünüz rahat, başınızı dik, geleceğiniz aydınlık olsun.</span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Doğruda birleşmek üzere hepinize iyi tatiller diliyorum.</span> </p>
<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Mustafa N. Telli</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/6520-kotu-karne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çözüm Annelerde</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/5851-cozum-annelerde/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/5851-cozum-annelerde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 12:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=5851</guid>
		<description><![CDATA[Toplum, sürekli değişiyor. Değişiyor, fakat gelişmiyor. Gelişmenin önündeki engellerden biri de çocuklarını kavanoz içinde el bebek,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum, sürekli değişiyor. Değişiyor, fakat gelişmiyor. Gelişmenin önündeki engellerden biri de çocuklarını kavanoz içinde el bebek, gül bebek büyüten anneler.<br />
 <br />
Bir anne düşünün ki 6 yaşındaki çocuğun ağzına kaşıkla yemek veriyor, 10 yaşındaki çocuğun ödevini sınıfın içine girip, tahtadan kendi yazıyor. Bir anne düşünün ki 14 yaşındaki lise öğrencisinin ev ödevini 5 liraya internet kafeden satın alıp, öğretmene ödev diye veriyor.<br />
 <br />
Oysa uzmanlara göre çocuklar, 3 yaşında kendi kendilerine yemek yemeğe başlar. 6 yaşındaki öğrenci, karatahtadaki ödevi defterine kendi yazar. 7 yaşında ise kendi ödevini kendine yapar. Yalnız bu kadar mı? Hayır. Çocuğun arkadaşını, anne seçiyor. Oyun oynayacağı sokağı, anne tespit ediyor. Oyun saatlerini, anne belirliyor. Okuyacağı kitabı, anne alıyor. Giyeceği ayakkabıyı anne beğeniyor.<br />
 <br />
Bu çocuktan ne olur? Mesela bu çocuk iyiyi kötüden ayırt edebilir mi? Dostu, düşmanı tanır mı? Hayatını planlamayı, düzene sokmayı becerebilir mi? Bu çocuk paylaşmayı, dayanışmayı, yardımlaşmayı bilir mi?  Bu çocuk sever ya da sevilir mi?<br />
 <br />
Çocuklarını kavanoz içinde büyüterek küçülten anneler sözüm size. El bebek gül bebek yetişen çocuklar, kendi ayakları üzerinde duramaz. Toplum içinde yaşayamaz. Topluma yeni bir değer üretemez. Dalından kopan yaprak, gibi rüzgârla birlikte sağa, sola savrulur. Bir çobanın peşinden koşan koyun misali kendine hep bir çoban arar. Sormayan, sorgulamayan, doğru ile yanlışı bir birinden ayıramayan bir nesil. Vermeğe değil, almağa talip bir nesil. Çalışmak yok, emek yok, üretim yok. Nasılsa annem verecek, nasılsa babam getirecek.<br />
 <br />
Oysa bilgi ve beceri sahibi değilseniz, bir şey üretemiyorsanız yok olmağa mahkûmsunuz demektir. O bilgi de yaparak, yaşayarak düşe kalka öğrenilen bilgidir. Kavanozsa; süs balıkları içindir. Yiyecek için; yeme, oksijen için; hava pompasına, büyük balıklara yem olmamak içinde sığınaklara ihtiyacı vardır ve ancak birkaç ay yaşarlar.<br />
 <br />
Biz ise çocuklarımızın sonsuza kadar başarılı ve mutlu yaşamasını istiyoruz. Bu da annelerin, çocuklarını kendi ayakları üzerinde tutup, yürütmesiyle yakından ilgilidir. Başarı da buradadır. Ya annenin himayesi ile yaşayıp ömür boyu anneye köle olacak ya da kendi ayaklarınız üzerinde durup kendi düzenini kendi kuracak.<br />
 <br />
Üzülerek söyleyelim hep almağa alışkın olan bu çocukların sayısı her geçen gün biraz daha artıyor ve toplum giderek tembelleşiyor. Doğru karar veremeyen, verdiği kararı uygulayamayan, uyguladığı kararı takip edemeyen, nemelazımcı, boş vermişçi, bana neci bir toplum oluşuyor. Bu tembelliğin en önemli sorumlusu da çocuklarını kavanoz içinde; el bebek, gül bebek büyüten annelerdir ve toplum giderek tembelleşmektedir.<br />
 <br />
Bu da okulda başarısız, iş hayatında başarısız, evlilikte başarısız bir çocuk demektir.<br />
Bu tespit, doğruysa; kendi ayakları üzerinde duran, soran, sorgulayan, çalışan bir çocuk yetiştirmek için aşırı himayeden derhal vazgeçmeliyiz.<br />
 <br />
Çocukları köreltmek ya da ayakları üstünde tutmak. Köle ya da efendi olmak tercih sizin<br />
 <br />
Mustafa Nazım Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/5851-cozum-annelerde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olmadı başkan</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/4906-olmadi-baskan/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/4906-olmadi-baskan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 11:24:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=4906</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta Kartal’da Neyzen Tefik anıtı, açıldı.
Bu günkü konum bu.
Sayın başkan! Sözüm size.
Size&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta Kartal’da Neyzen Tefik anıtı, açıldı.</p>
<p>Bu günkü konum bu.</p>
<p>Sayın başkan! Sözüm size.</p>
<p>Size ve samimiyetinize.</p>
<p>Gördüğüm kadarı ile sizde içinizde ne varsa söylüyorsunuz.</p>
<p>Duygu ve düşüncelerinizi çevrenizle paylaşıyorsunuz.</p>
<p>Gösteriş ve riyadan kaçıyor, samimiyetle konuşuyor, samimiyetle çalışıyorsunuz</p>
<p>Konu da, işte tam burada.</p>
<p>Neyzen Tefik Heykelini yaptınız.</p>
<p>Kartal’ın en güzel yerlerinden birine koydunuz.</p>
<p>Olmadı başkan</p>
<p>Ne kadar çaba gösterirseniz gösterin, ne kadar öz verili olursanız olun ayrıntıya dikkat etmezseniz tüm çaba bir anda uçar.</p>
<p>Zira bütünü koruyan parçalardır. Parçalar yerli yerinde değilse bütün olmaz.</p>
<p>Peki nedir bu parçalar?</p>
<p>Deniz Baykalı Kartal’a getiriyor, açılış yaptırıyorsunuz.</p>
<p>Kameralar, fotoğrafçılar ve yüzlerce kişi orada. İşte bugün de TV ve gazetelerde.</p>
<p>Siz Baykal’ı nereye oturttunuz?</p>
<p>5 metreye 5 metre bir platforma. Hadi diyelim 7’ye 7’lik bir alan olsun.</p>
<p>İşte bu olmadı. Cumhuriyeti kuran partinin genel başkanına bu platform yakışmadı.</p>
<p>Orada 2,50 metrelik 2 tane mdf varsa orası 20 metrekaredir.</p>
<p>3,60 metrelik 2 sunta varsa, orası 14 metre karedir. Hadidiyelim20 metre kare olsun.</p>
<p>İşte bu platform, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yakışmadı.</p>
<p>Kartal’a hiç yakışmadı.</p>
<p>Size yakıştı mı? Hayır Sayın Başkanım.</p>
<p>5 ya da 6 metre cephesi olan 20 metre karelik platform olmadı.</p>
<p>Ben olsaydım 20 metre karelik o platformu 100 metre yapardım. Arkasına sade bir afiş koyar; emniyet, rüzgar, güneş, kamera ve fotoğrafçıları da düşünerek önde geniş bir alan bırakırdım.</p>
<p>Baykal’ı ve mesai arkadaşlarını 20 metreye sıkıştırmaz 100 metre karede rahat ettirirdim.</p>
<p>Sahneyi o koyduğunuz dar alana değil, alanı geniş ve daha rahat kullanacak şekilde düşünürdüm. Sahnenin arkasını kiliseye verir, önde geniş bir alan tutardım.</p>
<p>Görevlileri daha ettirir, alana daha çok insan koyardım.</p>
<p>Baykal, başta olmak üzere polisten kameramana, herkesin işini kolaylaştır, halkın rahatını  sağlardım.</p>
<p>Siz ne yaptınız?</p>
<p>Olmadı başkanım. Elinizde profesyonel bir kadro yok, eş dost, hısım akraba, ya da partililer varsa bu sonuç kaçınılmazdır.</p>
<p>Özetle Neyzen Tefik, açılışında kullandığınız o küçük platform olmadı.</p>
<p>Büyük olmak için büyük düşünmek gerekir.</p>
<p>Büyük düşünmeyenlerse yok olmaya mahkumdurlar.</p>
<p>Mustafa Nazım Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/4906-olmadi-baskan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emekliye zam</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/4170-emekliye-zam/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/4170-emekliye-zam/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 15:59:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=4170</guid>
		<description><![CDATA[Otuz, kırk senedir tanıdığım Eyüp&#8217;le sohbet ediyoruz. Benden bir kaç yaş küçük olan Eyüp&#8217;te benim gibi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Otuz, kırk senedir tanıdığım Eyüp&#8217;le sohbet ediyoruz. Benden bir kaç yaş küçük olan Eyüp&#8217;te benim gibi emekli.</p>
<p>Eyüp, “Abi sen daha iyi bilirsin. Ama diyorlar ki emekliye %100 zam yapacaklarmış?” Ne diyorsun, olur mu böyle biz zam?</p>
<p>Yaparlar Eyüp, yaparlar…</p>
<p>Avrupa Birliğine soktukları gibi.</p>
<p>Terörü bitirdikleri, Domuz gribinden bizi korudukları, Ermeni sorununu, başörtüsü sorununu çözdükleri gibi maaşa da zam yaparlar. Senin 600 lira 1200 lira olur.</p>
<p>Avrupa birliğine girdik mi Eyüp? 20 ülkeye 100 gezi yaptık. Liderlerle görüşüp, imzalar atık. Ne oldu? Hani Avrupa Birliğine girdik diye havai fişek falan atmıştık?  Hatırladın mı? Peki, şimdi biz, Avrupalı mıyız? Avrupa Birliği, bizi aldı mı?</p>
<p>Kıbrıs&#8217;ta “Çözümsüzlük çözüm değildir” dediler. Denktaş&#8217;ı çözdük. Kıbrıs’ı, çözemedik. </p>
<p>“PKK, bitecek” dendi. Teröristi, Habur sınır kapısında karşılayıp, suçunuz yok dedik. Terör bitti mi? Bitmedi. Teröristle mücadele eden asker, polis; içerde. Terörist, dışarıda.</p>
<p>“Ermenistan&#8217;la problemler çözülüyor” dedik. Çöze çöze Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu&#8217;nu çözdük. Ermenilerin, Türkleri gömdüğü mezarları açan, dünya tarihçilerini ayağa kaldıran Halaçoğlu gitti. Ermenilerse, hala Azerbaycan’da. Amerika soy kırımını kabul ediyor, İsviçre ise etti edecek.</p>
<p>“Domuz gribi var deyip” milyonlarca dolarlık aşı aldılar. Televizyonlarda her gün onlarca kişinin ölüm haberi yapıldı. Beş, on, on beş, yirmi diye ölü çetelesi tuttuk. Ne oldu aşı olmadık ama kimse domuz gribinden ölmedi. Ölen paralar oldu.</p>
<p>“Komşularla anlaşıyoruz” diyorlardı. Anlaşıyor muyuz? Ermenistan anıt üstüne anıt dikiyor, Yunanistan balıkçı teknemize el koyuyor, Rus taciz ediyor,  PKK yuvaları Irak&#8217;ta.</p>
<p>“Vize işi tamam. Vize sorunu çözüldü&#8221; dediler. Almanya&#8217;ya, vizesiz gidilmiyor. Amerika, vizesiz almıyor. Yunanistan, Bulgaristan almıyor. Söyler misin hangi vize kalktı? </p>
<p>Ya Romen konusu? 300 bin Eğitim Fakültesi mezunu işsiz öğretmen var. Okullar vekille, ücretli ile idare ediliyor. Devlet öğretmen almıyor. Romenlere iş verilecekmiş. Tekel işçisi, karda kışta bizi işimizden atmayın diye adeta yalvarıyor. Romen&#8217;e iş verilecekmiş.</p>
<p>Versin tabii ama nerede?</p>
<p>Laf çok iş yok. Zira onların amacı iş değil, laf üretmek. Vakit geçirmek. Gündem değiştirip, beyin yıkamak.</p>
<p>Hani, Nasrettin Hocanın dört karısı varmış. Vermiş her birine birer mavi boncuk. Sonra da “Mavi boncuk kimdeyse ben, onu daha çok seviyorum” dermiş.</p>
<p>İşte bu da ona benziyor. Ha mavi boncuk, ha ağıza bir parmak bal</p>
<p>Senin zam da onun gibi. Diyelim ki % 100 zammı cebine koydun. Bastırdılar petrole, elektriğe, doğal gaza zammı ne oldu senin zam? Sıfır olursa iyi.</p>
<p>Deveye demişler, &#8220;Boynun niye eğri?&#8221; deve de demiş ki&#8221; Nerem doğru?” Keşke yanlışlık ben de olsa ama ne gezer.</p>
<p>Gitti OKS, geldi SBS. Ne değişti? Bir sınav gitti üç sınav geldi. Olan yine garibana oldu.</p>
<p>Anladın mı Eyüp?..</p>
<p>Mustafa Nazım TELLİ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/4170-emekliye-zam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tedbir, tedaviden önce gelir.</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/2957-tedbir-tedaviden-once-gelir/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/2957-tedbir-tedaviden-once-gelir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 08:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=2957</guid>
		<description><![CDATA[Cami avlusunda oturmuş, çay içiyorum. Tabureyi çekip, yanıma gelen Murat başlıyor konuşmağa: Abi biliyorsun, askerliği yapalı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cami avlusunda oturmuş, çay içiyorum. Tabureyi çekip, yanıma gelen Murat başlıyor konuşmağa: Abi biliyorsun, askerliği yapalı iki yıl oldu, hala işsizim. Annem bir taraftan, konu komşu diğer taraftan… Koro halinde çalış, kendine bir iş bul diye başımın etini yiyorlar. Oysa baş vurmadığım yer, çalmadığım kapı kalmadı. Arkadaşlarımın yüzüne bakamaz, sokağa çıkamaz oldum.</p>
<p>Ne olurdu, ben de Sabancı’nın çocuğu olsaydım. Ya da annem Hülya Avşar olsaydı. 30 yaşına gelmiş Murat’ın iş bulamaması kötü. Hem de çok kötü. Ancak Murat’a hak vermek mümkün mü? Hayır. Peki! Murat hakikaten Sabancı’nın oğlu olsaydı, ne olurdu? Murat, şimdi oturmuş bir holdingin müdür koltuğuna bir elinde kahve, öbür elinde kumanda makinesi kanaldan kanal mı gezecekti? Ya da altında mersedes, yanında bir fıstık sahilde tur mu atacaktı?</p>
<p>Süt dökmüş kedi misali süklüm püklüm yanımda oturan Murat’a soruyorum. İte kaka liseyi bitirdin, şimdi anneni babanı beğenmiyor, onlara kızıyor, hatta onlara isyan ediyorsun. Olmaz ya, hadi diyelim ki sen babanı kaldırıp, bir kenara attın. Ve gidip,  Sabancı’nın çocuğu oldun.</p>
<p>Murat şimdi kendisini kurtarmış mı olacak. Peki ya diğer Muratlar, bir iki ay sonra askerden terhis olanlar, ya da haziranda liseyi bitiren 1,5 milyon, üniversiteden mezun olacak olan 40 bin kişi? Onlar da mı Sabancı’nın çocukları olacak? Diyelim ki oldu. Onlar da mı genel müdür olacak? Diyelim ki bu da olup, 2 milyon kişi müdür oldu. Peki ya önümüzdeki yıl ne olacak? Onlarda müdür mü olacak.</p>
<p>Hayır. Yüz kere hayır. Bin kere hayır. Ne onlar ne de sen müdür olacaksın. Çünkü bir işletmede bir müdür, bilemedin beş müdür olur. Beş müdürün yanında da 100 de işçi çalışır. O halde bir kişi müdür 100 kişide işçi olacak.</p>
<p>Yani her 101 kişiden biri müdür olurken 100′ü de işçi olacak. Peki söyler misiniz? Kim işçi, kim müdür olacak?  Ta… İlkokuldan başlamak üzere; hayata sıkı sıkıya bağlı, kendisiyle barışık, ne istediğini bilen, düzenli ve planlı çalışarak bilgilerine yeni bilgiler ekleyen, İlköğretim ve lise de iyi notlar alarak sınıflarını teker teker geçen, dershaneye kursa giden, mizacına uygun, sevdiği ve beğendiği bir mesleği seçerek üniversiteden mezun olanlar mı, sen mi?</p>
<p>İşte Manav Melahat’ın oğlu. Çetin,  İTÜ makineyi bitirdi. Fıstık gibi işi var. Kasap Hamdi Beyin  kızı Yeliz, Yıldız gıda mühendisliği mezunu; işi tıkırında. Peki ya sen? İlkokulu güç bela, liseyi ite kaka oku. Şimdi de gel benim kafa mı ütüle. Yok! Öyle yağma yok. Sözün özü şu ki; bütün çocuklar Sabancı’nın oğlu ya da kızı olamaz. Fakat her birimiz hayata daha sıkı sarılır, daha iyi bir eğitim alırsak, gelsin  yüzlerce Sabancı. Gitsin yüzlerce Sabancı.</p>
<p>O halde Sabancı2nın oğlu, Hülya Avşar’ın kızı olup, onların etekleri arasında sığıntı olmak yerine, kendimiz olmalıyız.</p>
<p>Fabrikalar kapanıyor, işçiler sokağa atılıyormuş önemli değil. Ne demiş atalarımız: “Tedbir, tedaviden önce gelir.” Tamam mı Murat?</p>
<p><strong>M. Nazım Telli</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/2957-tedbir-tedaviden-once-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ermenistan’la anlaştık</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/520-ermenistan%e2%80%99la-anlastik/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/520-ermenistan%e2%80%99la-anlastik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 12:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[Yazılı ve görsel basından edindiğimiz bilgiye göre Ermenistan’la anlaştık.
Türk ve Ermeni tarafı bir masaya oturdu.&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazılı ve görsel basından edindiğimiz bilgiye göre Ermenistan’la anlaştık.</p>
<p>Türk ve Ermeni tarafı bir masaya oturdu. Problem olan konuları tek tek ele alıp, hak ve hakkaniyet terazisine koyarak, çözüp anlaştı. Basında yer aldığı şekliyle &#8220;Ermenistan´la ile ilgili hiçbir problem yok” </p>
<p>Anlaştık; ama nasıl ve hangi konularda henüz bilmiyoruz. Ne istiyordu Ermeniler?  Ermeni soykırımının tanıması, 1915 olaylarında mağdur olan Ermenilere tazminat ödenmesi, soykırım anıtı dikilmesi, Ağrı dağı başta olmak üzere doğu illerimizden birkaçının Ermeni’lere verilmesi ve sınır kapılarının açılması…</p>
<p>Biz ne istiyorduk? 1915’te soykırım olmamıştır. Soykırım olmadığına göre tazminat da söz konusu değildir. Haritalarınızda yer alan doğu illerimizi ve Ağrı dağını haritalardan çıkarın. Soykırım anıtlarına son verin ve % 20 sini işgal ettiğiniz Azerbaycan’dan derhal çıkın.</p>
<p>Gelelim anlaşmaya: Ermenistan’la anlaştık diyorsunuz hangi konularda ve nasıl? Mesela Birinci dünya savaşında 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdünüz diyorlardı. Bunu kabul ettik mi, yoksa Ermeniler, tüm bunlar birer hayal ürünü, öldürülen bir tek Ermeni bile yok, hatta biz Osmanlı’ya ihanet ederek onları arkadan vurup çoluk çocuk Türkleri öldürdük mü dediler? </p>
<p>1,5 milyonun Ermeni’nin akrabası, almayı düşündüğü tazminattan vaz mı geçti? Yoksa 1915&#8242;te tüm Ermeni nüfusu zaten bir milyondu. Öldürülense olsa olsa 750 bin deyip ortayı mı buldunuz?<br />
Ermenistan, Misakı Milli Sınırlarımızı kabul edip, doğu illerimizi kendi sınırları içinde gösteren haritaları duvarlarından mı indirdi? Yoksa biz mi ilerimizi vermeyiz ama alın Ağrı dağı sizin olsun dedik? Söyleyin nerede anlaştık?</p>
<p>Ermenistan, Ermeni ASALA terör örgütünün 21 ülke ve 38 kentte yaptığı 110 eylem ve öldürdüğü 42 diplomatımızın hesabını verdi mi? Yoksa biz bu eylemleri ASALA yapmadı, ölenlerde kendi kendilerine öldü mü dedik? 19 ülkede dikilen soykırım anıtları söküldü mü? Yoksa Venezüella ve Şili’den sonra 20.ülke olarak biz de bir soykırım anıtı mı dikeceğiz?</p>
<p>Azerbaycan’a ait Dağlık Karabağ, Ermenistan’a mı kaldı, Azerbaycan’a mı? Ermeniler,  %20 sini işgal ettikleri Azerbaycan’dan çıkıyorlar mı, yoksa biz karışmayız ne haliniz varsa görün mü dedik? Ermeni katliamından kaçıp iç bölgelere yerleşen 1 milyon Azeri yurtlarına geri mi dönüyor yoksa onlar yaylaya çıkmış birer turist mi dedik? Söyleyin nerede anlaştık?</p>
<p>Anlaştık dediğiniz anlaşma ile ne kazandık bilmiyoruz ama Azerbaycan’ı kaybediyoruz. Azerbaycan’ı kaybedersek tüm çıkarlarımızı kaybederiz. Zira anlaşma sonrası Azerbaycan, Rusya’ya gider. Türk Cumhuriyetlerindeki maddi ve manevi bağımız kopar. Türk birliği içinden çıkılmaz bir yara alır. Enerji hatlarındaki hâkimiyetimizse Ermenistan’a geçer. </p>
<p>Bu bir ABD projesidir. Bu proje Türkiye’nin elini kolunu bağlama projesidir. Oysa biz ne kavga ne de sorun istiyoruz. Problemlerse çözülsün. Ermenistan’da çözülsün. Hak, haklıya teslim edilsin. Ermenistan da teslim etmek istiyorsa o, önce sınırlarımızı tanısın.1915’in hesabını verip, soykırım yalanını itiraf etsin. Diktiği anıtları yıkıp, öldürdüğü diplomatlarımızdan özür dilesin. Sonra da duvarlarındaki haritaları çöpe atarak, Azerbaycan topraklarından çıksın. Bu anlaşma ABD Kafkaslara yerleşme anlaşmasıdır. </p>
<p>Bu anlaşma ile Türk birliği yıkılacak, Türkiye enerji hatlarındaki hâkimiyeti kaybedecekse niye anlaşıyoruz? Geleceğimize ipotek, boynumuza ilmek olan bu anlaşmayı kabul etmiyor, meclisin bu işi çözeceğine inanıyoruz. </p>
<p>M. Nazım Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/520-ermenistan%e2%80%99la-anlastik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memura Zam</title>
		<link>http://www.kadikoygazetesi.com/386-memura-zam/</link>
		<comments>http://www.kadikoygazetesi.com/386-memura-zam/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 13:32:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Nazım TELLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadikoygazetesi.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[Hükümet ile memur masada. Sebep 2010 memur zammı.
Memur: maaş karşılığı devlet hizmetinde çalışan kişi. Maaş:&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hükümet ile memur masada. Sebep 2010 memur zammı.</p>
<p>Memur: maaş karşılığı devlet hizmetinde çalışan kişi. Maaş: memura yaptığı görev karşılığı verilen paradır. Tartışma da bu paranın ne kadar arttırılacağı üzerine. Hükümet: bütçe dengeleri, memursa: asgari yaşam standardı diyor.</p>
<p>Türk İş, verilerine göre ise 2009 Temmuzunda açlık sınırı: 738 lira, yoksulluk sınırı ise: 2.404 liradır. Bu verilere göre de memur maaşı en az 2.500 lira olmalıdır. </p>
<p>Çünkü memurun başını sokacak eve, beslenmek için gıdaya, örtünmek için de giysiye ihtiyacı var. Memur, aydınlanmak için elektrik, temizlik için su kullanıyor. Doğalgazla ısınıyor, telefonla haberleşip internetle dünyaya bağlanıyor. Arabayla işe giden memurun çocuklarıysa ayrı bir masraf. </p>
<p>En büyük harcama kalemi de gıda. Ne diyor sağlıkçılar: “Dengeli ve sağlıklı besleneceksiniz. Karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve su alacaksınız” Bunun için tahıl, et, süt, sebze ve meyve yiyeceksiniz.  </p>
<p>Yalnız yaşamak için değil, doğru düşünmek ve doğru karar vermek için de dengeli ve sağlıklı beslenmelisiniz. Memursa, doğru düşünmek zorundadır. Çünkü memur: sınırda vatanı bekleyen asker, camide gönülleri işleyen din adamı, okulda geleceği inşa eden öğretmendir. Memur, hastanede şifa dağıtır. Maliyede bütçeyi dengeler. Adalette terazi olur.</p>
<p>O halde memur sağlıklı, dengeli ve yeter ölçüde beslenmelidir. Bu da 1200&#8242;ler civarındaki maaşla olmaz. Ev kiralarının 600–800 olduğu büyük kentlerde 1200 lira maaşla simit bile yiyemezsiniz. İşte hesap! Bir simit kaç lira? 75 kuruş. Bir bardak çay, kaç lira? O da 75 kuruş. Ne eder? 150 kuruş. İki simit, iki çay 3 lira. Üç öğünde 9 lira, bir ayda 270 lira. Peki, bu adam bir kişi mi? Hayır, dört kişi. Çarp dörtle. 1080 lira?  </p>
<p>Koy üzerine 500 lira ev kirasını. Etti 1580 lira. Ekle 100’er lira elektrik, su ve doğalgaz parasını 1880. Hani eğitim? Hani sağlık? Ya yol parası? Bunlar çıplak mı yaşayacak? Bunun elbisesi, ayakkabısı yok mu? Var. Yoksulluk sınırı 2404 lira ise memur maaşı da en az 2.500 lira olmalı.</p>
<p>Ne diyor Şeyh Edibali “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” İşçisini, memurunu ve emeklisini düşünmeyen bir devlet nasıl yaşar? İkinci bir iş arayan “Akşam eve ne götüreceğim?” diye düşünen memurla ülke işleri nasıl yürür? Ülke nasıl kalkınır?</p>
<p>Hükümet mazeret üretme yeri değil, çözüm üretme yeridir. Ülkede 4 bin, 6 bin hatta 10 bin lira maaş alan varsa memur da yoksulluk sınırının üzerinde maaş almalıdır. Bu maaş da Türk İş verilerine göre 2.500 liradır. Çünkü ekmek sana da bana da 85 kuruştur.  </p>
<p>Bu parayı istemek ve almak için de grev, toplu sözleşme ve siyaset hakkı içeren memur sendikalarına ihtiyaç vardır. Memurun öncelikli talebi de budur. Bu talep elde edilmedikçe memur 1200 liraya, emekli de 700 liraya yaşamaya mahkûmdur. </p>
<p>M. Nazım Telli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadikoygazetesi.com/386-memura-zam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
